enerji cevremuhedisleri nisan

rielli 02 2021

Ekolojik Ayak İzi

ekolojik ayak izi makale
Ekolojik ayak izi
olarak adlandırdığımız, insanların üretim ve tüketim faaliyetlerinin bir ürünü olan ve bu ürünlerin doğa üzerinde bıraktığı yükü belirlemek ve ekosisteme ne kadar geri kazandırılması gerektiğini belirleyebilmek için geliştirdiğimiz bir yöntemdir.

Aslında 1990’lı yılların tam olarak başlarında Mathis Wackernagel ve ekolojist William Rees tarafından tanımlandı. Tanımlanan bu terimi tam olarak ekolojik sürdürülebilirliği ölçen doğal kaynak hesaplama aracı olarak belirtildi. Biz bu hesaplama ile bu tanım altında biyolojik kapasiteyi belirleyebiliriz.

ekolojik ayak izi

Biyolojik kapasiteyi, biyolojik olarak verimli olan su ve toprak alanı olarak ifade edebiliriz yani yaşadığımız coğrafi bölgenin yenilenebilir doğal kaynaklarının üreme kapasitesidir. Burada ekolojik kapasite gibi biyolojik kapasitenin birimi de bizim için küresel hektardır.

Yaklaşık 30 yılı aşkın bir süredir insanların doğal kaynaklara yönelik talepleri ise dünyanın yerine koyabileceği miktardan oldukça fazla…

Doğanın insanlara sunduğu bu ekolojik kaynaklardan bugünkü düzeyde yaralanabilmemiz için, dünyanın kendini yenileme kapasitesinin yaklaşık 2 katına ihtiyaç duymaktadır. Ağaçları henüz fidan halindeyken kesmek, denizlerin üretebildiğinden daha fazla su canlısı tükettiğimiz ve atmosfere, ormanlarla okyanusların tutabileceğinden daha fazla karbon salarak limit aşımı ile yaşamımızı sürdürmemiz mümkün. Bu durumun doğal kaynak stoklarının git gide azalması, atmosferdeki karbon yoğunluğunun son zamanlarda oldukça artması ve dönüştürülemeyen atıkların birikmesi gibi sonuçları da vardır.

Türkiyenin Ekolojik Ayak İzi Raporu

“Bu raporla, Türkiye’deki doğal kaynakların eğilimleri ilk kez irdelendi. Çalışmada ne kadar kaynağımız olduğunu ve bu kaynakların hangi hızda ve kimler tarafından tüketildiğini ölçen bir doğal kaynak muhasebe aracı Ekolojik Ayak İzi kullanıldı. Hesaplamalar, Türkiye’deki doğal kaynakların eğilimlerinin küresel eğilimlere benzediğini ortaya koyuyor. Türkiye’de yaşayan insanlar, dünya ortalamasıyla aynı miktarda kaynak tüketiyorlar. Başka bir deyişle, aynı miktarda Ekolojik Ayak İzi’ne sahipler. Dünyada görüldüğü gibi Türkiye’de de 1970’lerden beri biyolojik kapasite açığı artıyor. Ancak, bu kaynak açığı küresel ölçekteki ortalama açıktan daha büyüktür. Günümüzde Türkiye’deki biyolojik kapasite açığı, ülkedeki Ekolojik Ayak İzi’nin yarısına denk geliyor. Dünya ortalamasında bu açık Ekolojik Ayak İzi’nin yaklaşık üçte biridir”

ekolojik ayak izi 1

Biyoyeterlilik açığı ise ülkenin ekolojik ayak izinin biyoyeterlilik kapasitesini aştığı durumdur. Günümüz verilerine göre, mevcut popülasyon ve endüstriyi karşılayabilmek için 1.6 dünya gerekmektedir. Birleşmiş Milletler verilerine göre ise popülasyon ve tüketim trendleri olumlu yönde değişmediği sürece 2030 yılında ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için 2 dünya gerekecektir. Bu da gelecek nesillere daha iyi bir ortam bırakabilmek için ülkelerin sürdürülebilir politikaları acilen hayata geçirmesi gerektiğini gösterir.

ekolojik ayak izi 2

Ekolojik Ayak İzi Bileşenlerimiz Neler ?

ekolojik ayak izi 3Geçtiğimiz günlerde WWF ekolojik ayak izi bileşenlerini şu şekilde sıraladı:

Karbon ayak izi

Orman ayak izi

Tarım arazisi ayak izi Balıkçılık sahası ayak izi

Yapılandırılmış alan ayak izi Otlak ayak izi

Bileşenlere baktığımızda ise karbon ayak izi etkisinin tüm bileşenlere oranla etkisinin daha fazla olduğunu görüyoruz. Burada karbon ayak izi doğaya verilen zararın % 60 ını oluşturmakta ve zaman geçtikçe önlenemez bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Karbon ayak izi, önemli ölçüde doğa tahribat ölçüsüdür ve kullanılabilir kaynakları tükettiği yani biyo-kapasiteyi azalttığı için ekolojik ayak izi ile önemli ölçüde bağlantılıdır. İnsani faaliyetler sonucu dolaylı veya doğrudan ortaya çıkan sera gazı miktarının CO2 eşdeğeri ile ve ton cinsinden hesaplanmalıdır aynı zamanda ölçüm çalışmaları genellikle yıl bazında yapılır.

Yeryüzünde yaşayan bir insanın yılda ürettiği ortalama CO2 miktarı 7 tondur. Bu miktarlar ülkeden ülkeye, üretim ve tüketim faaliyetlerine göre değişir. 2015 yılında yapılan bir çalışmaya göre 9.040,74 ton ile Çin birinci sırada iken Türkiye, 317,22 ton ile 18. sıradaydı. Ülkeler bu oranlarda karbon üretimine devam ederlerse, bundan 30 sene sonra doğal kaynakların tüm insanlara yetebilmesi için en az 2 tane daha dünya olması gerekecektir.

Bu ölçümler bize iklim değişikliği sorununu bütünsel olarak ele alma şansı verir. Çünkü iklim değişikliği, ortaya çıkan karbon emisyonları ve doğadan diğer yollarla tükettiğimiz doğal kaynakları karşılayacak biyolojik kapasitenin olmamasının sonucudur. İklim değişikliği, yeşil alanların azalması, aşırı otlatma, kontrolsüz avlanma, gıda güvensizliği gibi problemler büyük bir insanlık faaliyetinin parçalarıdır.

Yani ürettiğimizden, yerine koyduğumuzdan çok daha fazlasını, üstelik kontrolsüzce tükettiğimiz için iklim değişikliğine neden oluyoruz.

Ekolojik ayak izini düşürmek için biyolojik kapasiteyi artırmak ve sürdürebilir bir gelecek için almamız gereken birincil sıradaki önlem karbon ayak izine karşıdır. Ancak önlem almak ve azaltmak yerine, insanlık olarak 1960’ lı yılından bugüne kadar karbon ayak izini 11 kat artırmış bulunuyoruz.

Peki ya bunu nasıl başarabiliriz?

Bu sorunun temel cevabı fosil yakıtların enerji üretimindeki payını düşürmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmektir.

ekolojik ayak izi 4 

 

Yazar: Gamze CİVELEK

 

Tüm güncel gelişmelerden haberdar olmak için bizi sosyal medyada takip edin...
sosyal medya facebooksosyal medya instagramsosyal medya linkedin


sosyal medya twitter
sosyal medya telegramsosyal yousosyal meyda bip
 

Pin It

Destekleyenler

Welcome in the demo